Mazur Görülen Uzaylı

Mazur Görülen Uzaylı

Hep Bir Ait Olamama Hissi

Hep bir şeyler eksikti, bir şeylerse fazla. Yerinde duramayan, düşünceleri de kendisi gibi savrulan biri oldum hep. Ne tam uyuyordum, ne tam uyanık. Ne tam buradaydım, ne tam orada.

İnsanlar çoğu zaman beni mazur gördü. “Şeytan tüyü var bu çocukta,” derlerdi. Öğretmenlerim kızmazdı, arkadaşlarım şaşırmazdı. Şimdi aynısını Toprak için söylüyoruz, söylüyorlar. O da benim gibi. Bazen dünyaya bambaşka bir pencereden bakıyor. Onunla her şey daha renkli, daha anlamlı. Ama bazen, ikimiz de kendimizi bir uzaylı gibi hissediyoruz.

Yerimde Oturamamak Kaderim mi?

İlkokulda sıramda sabit durabilen bir çocuk değildim. Bedenim sürekli hareket hâlindeydi, zihnim ondan bile hızlıydı. Öğretmenler bazen uyarırdı ama hiçbir zaman gerçekten kızmadılar. Çünkü bir şekilde her şey tolere ediliyordu. Tolere edilen, farklı bir varlık gibiydim sanki. Bu durum yıllar içinde değişmedi. Sadece hareketin şekli değişti.

Kahve Döngüsü

Beynim hep böyle çalıştı. Kahve içmek bile bende olay oluyor. Canım kahve ister, kahve makinesine giderim, düğmeye basarım. Sonra başka bir işe dalarım. Tekrar canım kahve istediğinde ise çoktan soğumuştur. Günüm bu küçük sürprizlerle dolu.

Cüzdanım Nerede?

Market kasasında klasik bir sahne:

  • Çantamı açarım. Cüzdan yok.
  • Deli gibi ararım. Panik başlar.
  • Yanımdakilere “Cüzdanım yok!” diye bildiririm.
  • Çantanın içini tamamen boşaltırım. Ve tabii ki cüzdan tam oradadır.

O kadar alıştım ki… Alışmamış gibiyim.

Bağlantı Koptu, Lütfen Tekrar Deneyin

Bazen beynim öyle bir yerlere gidiyor ki dış dünya tamamen bulanıklaşıyor. Sesler boğuk, konuşmalar uzaktan geliyor. Fanusun içindeyim.

Serdar bu hâlime biraz alıştı ama bazen yüzündeki ifadeden şunu duyabiliyorum:

“Bağlantı koptu, lütfen tekrar bağlanmayı deneyin.”

Özellikle hyperfocus anlarımda kendi kendime yüksek sesle tartışıyorum. İçimde bir diyalog var ve bunun dışarıdan nasıl göründüğünü fark etmiyorum bile. Serdar’ın sesi bazen ancak fanusun dışından yankılanarak geliyor. Aile hayatı için biraz zorlayıcı ama bu da benim gerçeğim.

Uzaylının Uyanışı

Bir zamanlar hep biricik olduğumu düşünüyordum. Kaosum, farklılıklarım sadece bana özgüydü. Bir gün yeni tanıştığım bir kadın bana “Sende ADHD mi var?” diye sordu. Şaşırdım.

“Hadi canım, bu kadar mı benzeriz?” dedim kendi kendime.

Ama anladım ki: Bu kadar karmaşık ve dağınık olmak sadece benim hikâyem değilmiş.

Mazur Görülen Uzaylı Olmaktan Çıkmak

Artık insanların beni mazur görmesine gerek yok.

Ben böyleyim.

Beynimin tuhaf çalışma şekli bazen beni zorluyor, bazen hayatı inanılmaz eğlenceli yapıyor. Her gün yeni bir kaos, her gün yeni bir sürpriz.

Evet, yerimde oturamam.
Evet, kahve yaparken unutabilirim.
Evet, cüzdanımı kaybettiğimde paniklerim.

Ama bütün bunlar beni ben yapan şeyler. Her gün kendim hakkında yeni şeyler fark ediyorum, davranışlarımı ve tepkilerimi anlamlandırıyorum. Ve en önemlisi artık şu soruyla kendimi yemiyorum:

“Niye böyleyim?”

Not: Psikiyatra gidip tanı aldım ve bir süre terapiye devam ettim. Şu aralar kendimi terapiyi tolere edecek gibi hissetmediğim için ara verdim. Kendi kendinize teşhis koymayınız.

Leave a comment

Ben İlke

Bazı insanlar hayatlarını planlar, listeler yapar, adım adım ilerler. Ben ise bazen bir düşüncenin peşine takılıp kilometrelerce yol yürür, bazen bir kelimenin içinde kaybolur, bazen de ne yapıyordum ben diye bakakalırım. Öngörülebilirlik mi? O bende pek yok. Konudan konuya atlayan, zihni bazen hızlanan, bazen duran ama hiçbir zaman düz bir çizgide gitmeyen biri olarak, yazılarımın da aynı ritmi taşıması kaçınılmaz.

Bu blogda net bir tema, belirli bir konsept, hatta bir mantık aramamak en iyisi. Burada bazen derin mevzulara dalarım, bazen de dünyada daha önemli meseleler varken neden market poşetleri asla düzgün katlanmaz gibi şeyleri sorgularım. Gün olur eski bir anıya takılırım, gün olur yeni bir fikrin peşinden sürüklenirim. Tıpkı zihnim gibi, burası da bazen toparlanır, bazen dağılır.

Adı üstünde: Savrulmalar. Bir yere varmaya çalışmayan, ama yine de hep bir şeylere çarpıp duran düşünceler.