Türkiye’de uzun yıllardır devam eden silahlı çatışmaların sona ermesi ve kalıcı bir barışın sağlanması, toplumsal istikrar ve demokratikleşme açısından kritik bir önem taşımaktadır. Barışın, savaştan en çok etkilenen halk kesimleri ve emekçiler için temel bir gereklilik olduğu açıktır. Ancak barışın sağlanma biçimi, kapsamı ve siyasi aktörler tarafından nasıl konumlandırıldığı, sürecin nihai sonuçları açısından belirleyici olacaktır.
Siyasal çözüm süreçleri üzerine yapılan çalışmalar göstermektedir ki, barışın kendiliğinden demokratikleşme ve özgürlük ortamı yaratacağına dair iyimser varsayımlar genellikle eksiktir. Aynı şekilde, sürecin olası risklerine odaklanarak barış ihtiyacını toptan reddetmek de analitik bir hata olacaktır. Bu bağlamda, Türkiye’de yeniden gündeme gelen barış süreci, hem siyasal iktidarın çıkarları hem de demokratikleşme mücadelesi açısından çift yönlü bir analiz gerektirmektedir.
Barışın Siyasal ve Toplumsal Dinamikleri
Barış süreçleri tarihsel olarak incelendiğinde, devletler ve silahlı gruplar arasındaki müzakerelerin yalnızca çatışmaların sona ermesini değil, aynı zamanda yeni bir siyasal rejimin inşasını da içerebildiği görülmektedir. Türkiye’de Kürt meselesi bağlamında ele alındığında, barışın sürdürülebilirliği için demokratikleşme adımlarının zorunlu olduğu açıktır. Ancak mevcut iktidarın, geçmiş deneyimlerden hareketle, barış söylemini yalnızca siyasal meşruiyet aracı olarak kullanma potansiyeli de göz ardı edilmemelidir.
Türkiye’de 2013-2015 yılları arasındaki çözüm süreci, barış girişimlerinin toplumsal ve siyasal dinamiklerden bağımsız ele alınamayacağını göstermiştir. Sürecin askeri çatışmaların azalması yönünde belirli kazanımlar sağlamış olmasına rağmen, hükümetin süreci yönetme biçimi, toplumsal katılımın sınırlandırılması ve müzakere sürecinin tek taraflı denetim altına alınması nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu bağlamda, olası bir yeni barış sürecinin geçmişteki hataları tekrar etmemesi için, sürecin kapsamı ve yöntemi üzerine eleştirel bir değerlendirme yapmak gerekmektedir.
Barışın Demokratikleşme ile İlişkisi
Barış süreçleri literatüründe, çatışma sonrası dönemlerin demokratikleşmeye katkı sağlayabilmesi için üç temel unsurun öne çıktığı görülmektedir: hukuki güvenceler, toplumsal katılım ve demokratik hakların genişletilmesi. Türkiye özelinde düşünüldüğünde, barışın kalıcı hale gelebilmesi için aşağıdaki adımların atılması gerekmektedir:
- Kayyum uygulamalarına son verilmesi ve yerel yönetimlerin demokratik işleyişinin korunması,
- Kürt siyasi hareketine yönelik baskının sona erdirilmesi ve ifade özgürlüğünün güvence altına alınması,
- Sendikal haklar, basın özgürlüğü ve demokratik örgütlenme pratiklerinin güçlendirilmesi,
- Barış sürecinin yalnızca merkezi hükümet ve belirli siyasal aktörler arasında değil, geniş bir toplumsal katılım çerçevesinde yürütülmesi.
Bu faktörler dikkate alınmaksızın yürütülecek bir barış süreci, yalnızca çatışmaların geçici olarak sona erdiği, ancak otoriter bir siyasal yapının devam ettiği bir ortam yaratma riski taşımaktadır.
Siyasal İktidarın Barış Söylemi Üzerinden Meşruiyet Arayışı
Mevcut siyasal bağlamda, iktidarın barış sürecini yeniden gündeme getirmesi, yalnızca çatışmaların sonlanması motivasyonuyla değil, aynı zamanda iç ve dış politikadaki sıkışmışlığı aşma stratejisiyle de ilişkilidir. AKP-MHP ittifakı, ekonomik kriz ve uluslararası izolasyon nedeniyle siyasal olarak manevra alanını genişletme ihtiyacı içindedir. Barış söyleminin, yaklaşan seçim süreçlerinde iktidarın meşruiyetini tahkim etmek ve muhalefeti bölmek amacıyla kullanılma olasılığı yüksektir.
Bu noktada, barışın yalnızca belirli siyasi aktörlerin müzakere masasında belirlediği koşullarla değil, toplumun farklı kesimlerinin aktif katılımıyla inşa edilmesi gerektiği açıktır. Eğer barış süreci yalnızca iktidarın elinde şekillenir ve demokratik talepleri dışarıda bırakan bir mutabakat modeli benimsenirse, bu süreç sürdürülebilir olmaktan uzak olacaktır.
Alternatif Bir Barış Modeli: Katılımcı ve Demokratik Süreçler
Barışın kalıcı hale gelebilmesi için, sürecin yalnızca devlet ve silahlı aktörler arasında yürütülen bir müzakere süreci olarak görülmemesi, halkın doğrudan müdahil olduğu bir demokratik dönüşüm süreci olarak ele alınması gerekmektedir. Bu bağlamda önerilebilecek bazı alternatif mekanizmalar şunlardır:
- Halk meclisleri ve yerel inisiyatiflerin güçlendirilmesi: Barış süreci, yalnızca merkezi hükümetin belirlediği çerçevede değil, yerel halk örgütlenmelerinin ve demokratik inisiyatiflerin doğrudan katılımıyla şekillendirilmelidir.
- Sendikalar, meslek örgütleri ve demokratik kitle örgütlerinin sürece dahil edilmesi: Barışın yalnızca etnik ve ulusal haklar çerçevesinde değil, emek ve sınıfsal haklar temelinde de ele alınması sağlanmalıdır.
- Şeffaf bir iletişim ve müzakere süreci oluşturulması: Kamuoyunun sürece ilişkin bilgilendirilmesi ve tartışmalara aktif katılımının sağlanması, barış sürecinin demokratik bir çerçevede ilerlemesi için gereklidir.
- Alternatif medya ve bağımsız iletişim ağlarının güçlendirilmesi: Devlet kontrolündeki medya organlarının barış sürecini tek taraflı bir propaganda aracı olarak kullanmasını engellemek için bağımsız bilgi kanalları oluşturulmalıdır.
Bu öneriler, barış sürecinin yalnızca iktidarın belirlediği sınırlar içinde değil, halkın doğrudan söz ve karar sahibi olduğu bir modelle ilerlemesini sağlayabilir.
Sonuç: Barışın Kalıcılığı ve Toplumsal Mücadele
Silahların susması, her koşulda desteklenmesi gereken bir gelişmedir. Ancak barışın kalıcı hale gelmesi ve toplumsal kazanıma dönüşmesi, sürecin yalnızca belli siyasi aktörlerin kararlarına bırakılmamasıyla mümkündür. Türkiye’de barışın, aynı zamanda demokratik hakların genişletildiği, toplumsal adaletin sağlandığı bir dönüşüm sürecine evrilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda, barış süreci yalnızca çatışmanın tarafları arasında bir uzlaşı değil, aynı zamanda toplumun geniş kesimlerinin katılımını içeren bir demokratikleşme hamlesi olarak ele alınmalıdır. Aksi halde, otoriter bir rejimin yeniden üretilmesi tehlikesi ile karşı karşıya kalınacaktır.






Leave a comment